Ölmeden Önce Yapmamamız Gereken Tek Şey

Posted in Saçmaladıklarım | 3 Comments »

Hayatta en çok nefret ettiğim şeylerden birisi de Ölmeden Önce İzlenmesi Gereken 100 Film ya da okunması gereken 100 Kitap vs gibi saçmalıklardır. Bu listeleri kim belirliyor bilmiyorum ama bulursam kendisine laflar hazırladığımı buradan belirtmek isterim. Mesela, ben olsam 100 Filmden birisi “Luther” olabilir ya da “Cashback” mesela. Ama bir bakıyorum listeye benim zevkime uygun 1 adet bile film yok. Sonra gitmiş Yüzüklerin Efendisi serisini filan koymuşlar -ki hiç sevmem gerçekten.
Kitap kısmına geliyorum. O hooo, ben o listeye ne Panait Istrati‘ler ne Flann O’Brien‘ları eklerim ama ta- ta! Onlar yerine bir sürü saçma sapan kitaplar var.
Yanlış anlaşılmasın, bu tarz listelerde hep iğrenç film/kitap/fotoğraf önerileri vardır demiyorum; bilâkis, çoğu gerçekten güzel bir zevk süzgeçinden geçirilmiş kitaplar. Mamafih, herkesin listesi kendine olsun ve kendi değerlerinizi kendiniz yaratın.
Not: Bir de neden hep 100 ya da 10 gibi düz rakamlar? Neden ölmeden önce mutlaka görmemiz gereken 100 sergi var da neden 73 sergi yok? Yayınevleri, beni kandıramazsınız.

Okul Başlar ve Hayat Hızlanır

Posted in Saçmaladıklarım | 2 Comments »

Ohh ya valla çok mutluyum he. Okulun başlaması resmen bir nimet benim için. Yeni kitaplar, yeni dersler, yeni bilgiler ve tabii ki yeni koşturmacalar! Hayatın anlamı resmen sürekli meşgul olmak. Ne demiş Woody Allen? “Sıcak ve rahat ortamlar bana yaramıyor; olgunlaşıp çürümeye başlıyorum.” Benimki de o hesap işte.

Bu dönem okul hem daha güzel olacak gibi hem de biraz boş gibi. Boşluğun sebebi ennnn sevdiğim hoca olan Günseli Sönmez İşçi’nin ve tabii ki çook özleyeceğim kişilerden birisi olan Sedat İşçi’nin gitmesidir. Bütün iyi dileklerim ikisiyle birlikte ama. Çünkü hayatıma kattıkları pırıltılar hep yanımda.

Dil Kursu da başlıyor, yehhu. Çarşamba – Cuma günleri de onunla uğraşacağım. Çok mutluyum o açıdan. Almanca’ya kaba diyen insanın kendisi kabadır.

Hafta sonlarını da değerlendirmenin bir yolunu bulurum. Boş durmak yok!

Anlık Bilinç Akışım

Posted in Saçmaladıklarım | 6 Comments »
  • Şöyle başımı alıp gitmemem için hiçbir neden yok aslında.
  • Çoğu zaman kendimi “ben ne yapıyorum burada?” diye düşünürken buluyorum. Anlatması zor iş aslında. Felsefi bir düşünceden çok, aklımın tamamen tabula rasa moduna geçmesinden kaynaklanıyor bu.
  • Beynim kendi kendine reset atabiliyor.
  • Laf anlamayan bir sürü gerizekalı var etrafta. Günlük hayatta, internette, her yerde. Bunlara laf anlatmaktan saçlarıma ak düştü, artık anlatmamaya karar verdim. Çekirdek çitleyip kendini TV dizilerinde, magazin programlarında kaybedenlerle siyaset mi tartışılırmış.
  • Bir de öyle garip bir ülke ki, herkes siyaset bilimci ya da hukukçu bu ülkede arkadaş. Sen daha hayatında Cin Ali serisini okumamışsın, sus otur yerine.
  • Bazen düşünüyorum ki, bir Tanrı olmalı. Yoksa bu kadar karışıklığı insaoğlu kendi başına yapamazdı. Beceriksiz bir Tanrı’ya inanıyorum, sanırım.
  • “Dante olsaydı ‘Blasphemer!’ diye bağırırdı” diye düşündüm şimdi, gülümsedim. Çoğunuz anlamadı biliyorum ve buna üzülüyorum aslında. İnsan hakikaten yalnızlaşıyor farkındalığı arttıkça.
  • Yalnızlıktan şikayetim yok aslında. Keşke hep yalnız olsam.
  • GaGa O La La!

    Posted in İnternet Dünyası | 1 Comment »

    El oğlu dur durak bilmiyor efenim. Şu sıralar her yerde Lady GaGaBad Romance çalıyor biliyorsunuz ki. Ben de GaGa’yı herhangi bir nedensellik ilişkisi olmadan seven (hatta ona bayılan) biri olarak, bu şarkıya da bayıldım ama bence bir çok kişi bu şarkıyı “Rara ra-a Roma Roma-ma GaGa Olala” kısmı için dinliyor. En azından ben o kısmı daha çok sevdim :-D Benimle aynı fikirde olan bir arkadaş da şarkının sırf bu kısmı için bir internet sitesi açmış. Dikkat edin de bilgisayarınızın sesi sonuna kadar açık olmasın :-)

    http://raraahahahromaromamagagaoohlala.com/

    Gerginlik Yaratmak ve Mağduru Oynamak

    Posted in Hayatın İçinden | No Comments »

    İktidar için iki konu oldukça önemlidir. Birisi gerginlik yaratmak, diğeri ise mağduru oynamaktır.

    Gerginlik yaratıldığı zaman tabanın dağılması önlenir. Taban partisine sıkı sıkıya sarılır. Çünkü gerginlik ortamlarında saflar netleşmektedir.

    İktidar bu nedenle sık sık gerginlik siyasetine başvuruyor!

    Mağduru oynamak da bizim ülkemizde geçerlidir. Duygusal yapımızdan olsa gerek, nerede bir mağdur görsek acır ve destek veririz!

    İktidar mağduru oynamayı da seviyor…

                    Şiir okuma mağduriyeti! İle başladı süreç. Başörtüsü mağduriyeti ile devam ettirildi… Kendilerini iktidara taşıya 28 Şubat mağduriyeti ise bugün de kullanılmaktadır.

    Oysaki 28 Şubat, Erbakan’a “dur” demek ve Erdoğan’a da “geç” demek için gerçekleştirilmiştir. Laiklik vurgusu ise şaşırtmacadır!

    28 Şubat, ABD kontrolünde “Ilımlı İslam” anlayışına geçmenin son hamlesi idi… “Milli görüş gömleğimi çıkardım” sözü de önemli bir işarettir.

    Aynı 28 Şubat ile başlatılan türban gösterileri ise iktidara kitle desteği yaratmak için planlanmış organize eylemler idi…

    Değişen hiçbir şey olmadığı halde bu eylemlerin bıçak gibi kesilmesi de anlamlıdır! Tıpkı terörün 12 Eylül sabahı bit(iril)mesi gibi…

                    Başbakan bugünlerde yine gerginlik ve mağduriyet politikalarını uygulamaktadır. Acaba ufukta bir erken seçim mi var?

    Başbakan seçmen tabanının dağılmasını önlemek mi istiyor?

    Aşırı sert ve gergin tavrı ve öfkeli konuşmaları tabanını etrafında tutmak için mi? Herksele kavgalı olmasının bir nedeni de bu mudur?

    Aradan bunca zaman geçmesine rağmen bugün neden eşinin GATA’ ya alınmamasını gündeme taşıdı? Ve bu konuyu günlerdir yandaş medya ele alıyor…

    Bayram değil seyran değil!

    Zorda kalınca gerginlik yarat, oy oranı düştükçe de mağduru oynamaya devam et… İktidar için iki sihirli ilaç…

    Oysa asıl mağdur günlerdir Ankara’nın ayazında hak arayan TEKEL işçilerdir.

    Asgari ücretle geçinmeye çalışanlardır.

    Özelleştirme mağduru 4C ‘ye mahkûm edilen işçilerdir.

    İşsizlerdir, atanamayan öğretmenlerdir, tarım çalışanlarıdır…

    %47 oy almış ve iki dönemdir iktidarda olan bir parti ve onun genel başkanı asla mağdur değildir. Olsa olsa onlar mağrurdurlar!

    TEKEL işçilerine tepeden bakmaları da bu mağrurluğun göstergesidir.

    Sendikaların, TEKEL işçilerinin direnişine destek için almış oldukları bir günlük iş bırakma kararına Memur-Sen destek vermedi.

    İktidar yandaşı olma nimetlerinden yararlanan Memur Sen, aslında tam bir mamur-sen’dir. Hem de dört başı mamur-sen…

    Neden iktidarın tutumuna karşı bir eyleme destek versin ki?

    <alıntı>

    İzmir’den Eyleme Tam Destek

    Posted in Hayatın İçinden | 1 Comment »

    TEKEL işçileriyle dayanışma amacıyla sendikaların aldığı bir günlük ”Çalışmama Hakkını Kullanma” eylemine İzmir’den tam destek geldi.

    Belediye işçilerinin üye oldukları sendikaların eyleme katılması nedeniyle belediye otobüsleri çalışmadı. Sabah saatlerinde otobüs duraklarına gelen yurttaşlar, iş yerlerine ulaşmada güçlük çekti. Birçok yurttaş, ortak taksi tutarak sorunu çözmeye çalışırken, aracı olan bazı yurttaşlarda duraklarda bekleyenleri araçlarına aldı.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan açıklamada, belediye otobüslerinin saat 13.00′den sonra hizmet vereceği belirtildi.

    Açıklamada İtfaiye, Eşrefpaşa Belediye Hastanesi ve Huzurevi’nde verilen hizmetlerde herhangi bir aksama olmadığı ifade edildi.

    <alıntı>

     

    Ekmek kavgasının ve yaşama hakkının  ortak payda olduğu anlarda birleşen işçiler ve diğer tüm destek verenler umarım seslerini çıkarmaya sonuç alana kadar devam ederler. Sendikalaşmanın amacı ve önemi umarım herkese ders olmuştur, herkesin gözünü açmıştır.

     

    Not: İzmir katılımı Kanal D’de söylendiğine göre 70.000 imiş.

    N For Notes

    Posted in Saçmaladıklarım | 2 Comments »
    • Bu kadar klasik bir başlık dünya üzerinde yok.

     

    • Karadeniz’deyim. Karadeniz’i “yürüyemeyen insanlar yurdu” olarak belirledim ayrıca. Durup dururken çarpanlar mı dersiniz, önünüzde yürürken pat diye birden duranlar mı dersiniz, yolun önünde önünüz boşken bir anda önünüzde beliren insanlar mı dersiniz… Say say bitmez. Hey maşallah!

     

    • Bir de bahar havası var buralarda, oh miss.

     

    • The Big Bang Theory manyağı oldum ben bu arada. Zaten severdim de öyle delisi filan değildim. Şimdiyse kendimi durduramıyorum ve sürekli sar baştan izliyorum. Bence Wolowitz çok sempatik.

     

    • Bugüne kadar izlediğim en komik bölümü 2. sezon 15. bölümdü.

     

    • Bir de BBC Entertainment‘a sardım. Yalnız, doktor dizisinden başka bir şey yok ha. The Blackadder II adlı komedi dizisi hariç, bir numarasını görmedim henüz. Bir de hep aynı hastanede geçiyor, diziler farklı olsa bile. Komik.

     

    • Nadal, dünya sıralamasında 4.lüğe gerilemiş. Federer ise hâlâ 1. sırada. Evde bir bayram havası.

     

    • Grammy ödülleri dağıtıldı bildiğiniz gibi. Gece yarılarına kadar oturup onu izledim Bloomberg‘de. Tatilde olmak böyle bir şey. Yihhu. Hiçbir şey için endişe etmek zorunda değilsin. Lamlaammm….

     

    • O değil de Beyonce‘ye en baştan hayran oldum.

     

    • Evdeki en rahat eşya kanepe bu arada. Kim ne derse desin, kanepesiz hayat hayat değildir.

     

    • Yaşasın asalak yaşam!

    Formspring.Me

    Posted in İnternet Dünyası | No Comments »

    Sıkıntı her şeye kadirdir arkadaşlar. Buyrun sizi böyle alayım:

    http://www.formspring.me/Cidoss

    Love Is A Losing Game

    Posted in Müzik Kutusu | 4 Comments »

    Bu şarkıyı ne zaman dinleseme aklıma buruşuk sayfalar haricinde, ek olarak Cemrütam gelir. O yüzden bu gece Cemre’me gelsin bu şarkı. Hem biz de dinleyip hüzünleniriz o arada.

    For you i was a flame
    Love is a losing game
    Five story fire as you came
    Love is a losing game

    Why do i wish i never played
    Oh what a mess we made
    And now the final frame
    Love is a losing game

    Played out by the band
    Love is a losing hand
    More than i could stand
    Love is a losing hand

    Self professed… profound
    Till the chips were down
    …know you’re a gambling man
    Love is a losing hand

    Though i’m rather blind
    Love is a fate resigned
    Memories mar my mind
    Love is a fate resigned

    Over futile odds
    And laughed at by the gods
    And now the final frame
    Love is a losing game

    Amy Winehouse

    Amy Winehouse – Love Is A Losing Game .mp3
    Found at bee mp3 search engine

    500 Days Of Summer

    Posted in Saçmaladıklarım | 1 Comment »


    Film izlemeyen, daha doğrusu sevmeyen bir insan olarak son 2 günde 4 film izleyerek kotamı aştım. Ama kendi kendime dedim ki “sen edebiyat öğrencisisin, yeniliklere açık olmalısın. Filmleri sevmem diye kestirip atma.” Evet, kendimi gaza getirmem sonucu 4 film izledim. En azından artık film izlerken uyumuyorum. Fakat hâlâ filmleri en az 4 parçaya bölmeden izleyemiyorum.

    Neyse. Dün gece 500 Days Of Summer‘ı izledik en yakın arkadaşımla. (Buradan sonrası spoiler içerebilir) Film ik başta Issız Adam‘ın İngilizce versiyonu gibi gelse de, ilk 10 dakikadan sonra ilgimi çekti çünkü film başka bir yöne kaydı. (Issız Kadın oldu bir anda :D ) Kendimi kadınla değil de erkekle özdeşleştirdim ama ben. Her neyse. Hikayesi aslında alelade bir hikaye diyebiliriz. Öyle pek orijinal bir şey yok. Sadece karakter iyi işlenmiş, bir de filmin kronolojik olmayan kurgusu çok güzel. (Ben sanırım filmleri bu kronoloji yüzünden sevmiyorum) Sonunu söylemeyeyim hadi, ama pek de beklediğiniz gibi bir son olmuyor. Yani filmin başından beri izlediğimiz o çifti ilgilendiren bir sona bağlanmıyor. Filmin vermek istediği mesajı da özetlersek:
    “Aşk, kader işi değildir. Tamamen tesadüflere bağlıdır.”
    Eh, ben zaten buna katılan bir insan olduğum için filmi beğendim.
    Son olarak, filmden en sevdiğim sözü söylemek istiyorum.
    “She was not the girl of my dreams… She was better; ’cause she was real…”

    Ve, hayatımın epifanisini de buldum. (Buradan James Joyce’a sesleniyorum)
    “Roses are red, violets are blue. Fuck you whore.”

    Daha sonra daha güzel, derli toplu ve kapsamlı bir Bridget Jones’ Diary 1 ve 2 yazısıyla karşınıza çıkmayı planlıyorum. Şimdilik internete kavuşmanın dayanılmaz hazzını yaşamalıyım. :)