GaGa O La La!

Posted in İnternet Dünyası | No Comments »

El oğlu dur durak bilmiyor efenim. Şu sıralar her yerde Lady GaGaBad Romance çalıyor biliyorsunuz ki. Ben de GaGa’yı herhangi bir nedensellik ilişkisi olmadan seven (hatta ona bayılan) biri olarak, bu şarkıya da bayıldım ama bence bir çok kişi bu şarkıyı “Rara ra-a Roma Roma-ma GaGa Olala” kısmı için dinliyor. En azından ben o kısmı daha çok sevdim :-D Benimle aynı fikirde olan bir arkadaş da şarkının sırf bu kısmı için bir internet sitesi açmış. Dikkat edin de bilgisayarınızın sesi sonuna kadar açık olmasın :-)

http://raraahahahromaromamagagaoohlala.com/

Gerginlik Yaratmak ve Mağduru Oynamak

Posted in Hayatın İçinden | No Comments »

İktidar için iki konu oldukça önemlidir. Birisi gerginlik yaratmak, diğeri ise mağduru oynamaktır.

Gerginlik yaratıldığı zaman tabanın dağılması önlenir. Taban partisine sıkı sıkıya sarılır. Çünkü gerginlik ortamlarında saflar netleşmektedir.

İktidar bu nedenle sık sık gerginlik siyasetine başvuruyor!

Mağduru oynamak da bizim ülkemizde geçerlidir. Duygusal yapımızdan olsa gerek, nerede bir mağdur görsek acır ve destek veririz!

İktidar mağduru oynamayı da seviyor…

                Şiir okuma mağduriyeti! İle başladı süreç. Başörtüsü mağduriyeti ile devam ettirildi… Kendilerini iktidara taşıya 28 Şubat mağduriyeti ise bugün de kullanılmaktadır.

Oysaki 28 Şubat, Erbakan’a “dur” demek ve Erdoğan’a da “geç” demek için gerçekleştirilmiştir. Laiklik vurgusu ise şaşırtmacadır!

28 Şubat, ABD kontrolünde “Ilımlı İslam” anlayışına geçmenin son hamlesi idi… “Milli görüş gömleğimi çıkardım” sözü de önemli bir işarettir.

Aynı 28 Şubat ile başlatılan türban gösterileri ise iktidara kitle desteği yaratmak için planlanmış organize eylemler idi…

Değişen hiçbir şey olmadığı halde bu eylemlerin bıçak gibi kesilmesi de anlamlıdır! Tıpkı terörün 12 Eylül sabahı bit(iril)mesi gibi…

                Başbakan bugünlerde yine gerginlik ve mağduriyet politikalarını uygulamaktadır. Acaba ufukta bir erken seçim mi var?

Başbakan seçmen tabanının dağılmasını önlemek mi istiyor?

Aşırı sert ve gergin tavrı ve öfkeli konuşmaları tabanını etrafında tutmak için mi? Herksele kavgalı olmasının bir nedeni de bu mudur?

Aradan bunca zaman geçmesine rağmen bugün neden eşinin GATA’ ya alınmamasını gündeme taşıdı? Ve bu konuyu günlerdir yandaş medya ele alıyor…

Bayram değil seyran değil!

Zorda kalınca gerginlik yarat, oy oranı düştükçe de mağduru oynamaya devam et… İktidar için iki sihirli ilaç…

Oysa asıl mağdur günlerdir Ankara’nın ayazında hak arayan TEKEL işçilerdir.

Asgari ücretle geçinmeye çalışanlardır.

Özelleştirme mağduru 4C ‘ye mahkûm edilen işçilerdir.

İşsizlerdir, atanamayan öğretmenlerdir, tarım çalışanlarıdır…

%47 oy almış ve iki dönemdir iktidarda olan bir parti ve onun genel başkanı asla mağdur değildir. Olsa olsa onlar mağrurdurlar!

TEKEL işçilerine tepeden bakmaları da bu mağrurluğun göstergesidir.

Sendikaların, TEKEL işçilerinin direnişine destek için almış oldukları bir günlük iş bırakma kararına Memur-Sen destek vermedi.

İktidar yandaşı olma nimetlerinden yararlanan Memur Sen, aslında tam bir mamur-sen’dir. Hem de dört başı mamur-sen…

Neden iktidarın tutumuna karşı bir eyleme destek versin ki?

<alıntı>

İzmir’den Eyleme Tam Destek

Posted in Hayatın İçinden | No Comments »

TEKEL işçileriyle dayanışma amacıyla sendikaların aldığı bir günlük ”Çalışmama Hakkını Kullanma” eylemine İzmir’den tam destek geldi.

Belediye işçilerinin üye oldukları sendikaların eyleme katılması nedeniyle belediye otobüsleri çalışmadı. Sabah saatlerinde otobüs duraklarına gelen yurttaşlar, iş yerlerine ulaşmada güçlük çekti. Birçok yurttaş, ortak taksi tutarak sorunu çözmeye çalışırken, aracı olan bazı yurttaşlarda duraklarda bekleyenleri araçlarına aldı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan açıklamada, belediye otobüslerinin saat 13.00′den sonra hizmet vereceği belirtildi.

Açıklamada İtfaiye, Eşrefpaşa Belediye Hastanesi ve Huzurevi’nde verilen hizmetlerde herhangi bir aksama olmadığı ifade edildi.

<alıntı>

 

Ekmek kavgasının ve yaşama hakkının  ortak payda olduğu anlarda birleşen işçiler ve diğer tüm destek verenler umarım seslerini çıkarmaya sonuç alana kadar devam ederler. Sendikalaşmanın amacı ve önemi umarım herkese ders olmuştur, herkesin gözünü açmıştır.

 

Not: İzmir katılımı Kanal D’de söylendiğine göre 70.000 imiş.

N For Notes

Posted in Saçmaladıklarım | 2 Comments »
  • Bu kadar klasik bir başlık dünya üzerinde yok.

 

  • Karadeniz’deyim. Karadeniz’i “yürüyemeyen insanlar yurdu” olarak belirledim ayrıca. Durup dururken çarpanlar mı dersiniz, önünüzde yürürken pat diye birden duranlar mı dersiniz, yolun önünde önünüz boşken bir anda önünüzde beliren insanlar mı dersiniz… Say say bitmez. Hey maşallah!

 

  • Bir de bahar havası var buralarda, oh miss.

 

  • The Big Bang Theory manyağı oldum ben bu arada. Zaten severdim de öyle delisi filan değildim. Şimdiyse kendimi durduramıyorum ve sürekli sar baştan izliyorum. Bence Wolowitz çok sempatik.

 

  • Bugüne kadar izlediğim en komik bölümü 2. sezon 15. bölümdü.

 

  • Bir de BBC Entertainment‘a sardım. Yalnız, doktor dizisinden başka bir şey yok ha. The Blackadder II adlı komedi dizisi hariç, bir numarasını görmedim henüz. Bir de hep aynı hastanede geçiyor, diziler farklı olsa bile. Komik.

 

  • Nadal, dünya sıralamasında 4.lüğe gerilemiş. Federer ise hâlâ 1. sırada. Evde bir bayram havası.

 

  • Grammy ödülleri dağıtıldı bildiğiniz gibi. Gece yarılarına kadar oturup onu izledim Bloomberg‘de. Tatilde olmak böyle bir şey. Yihhu. Hiçbir şey için endişe etmek zorunda değilsin. Lamlaammm….

 

  • O değil de Beyonce‘ye en baştan hayran oldum.

 

  • Evdeki en rahat eşya kanepe bu arada. Kim ne derse desin, kanepesiz hayat hayat değildir.

 

  • Yaşasın asalak yaşam!

Formspring.Me

Posted in İnternet Dünyası | No Comments »

Sıkıntı her şeye kadirdir arkadaşlar. Buyrun sizi böyle alayım:

http://www.formspring.me/Cidoss

Love Is A Losing Game

Posted in Müzik Kutusu | 4 Comments »

Bu şarkıyı ne zaman dinleseme aklıma buruşuk sayfalar haricinde, ek olarak Cemrütam gelir. O yüzden bu gece Cemre’me gelsin bu şarkı. Hem biz de dinleyip hüzünleniriz o arada.

For you i was a flame
Love is a losing game
Five story fire as you came
Love is a losing game

Why do i wish i never played
Oh what a mess we made
And now the final frame
Love is a losing game

Played out by the band
Love is a losing hand
More than i could stand
Love is a losing hand

Self professed… profound
Till the chips were down
…know you’re a gambling man
Love is a losing hand

Though i’m rather blind
Love is a fate resigned
Memories mar my mind
Love is a fate resigned

Over futile odds
And laughed at by the gods
And now the final frame
Love is a losing game

Amy Winehouse

Amy Winehouse – Love Is A Losing Game .mp3
Found at bee mp3 search engine

500 Days Of Summer

Posted in Saçmaladıklarım | 1 Comment »


Film izlemeyen, daha doğrusu sevmeyen bir insan olarak son 2 günde 4 film izleyerek kotamı aştım. Ama kendi kendime dedim ki “sen edebiyat öğrencisisin, yeniliklere açık olmalısın. Filmleri sevmem diye kestirip atma.” Evet, kendimi gaza getirmem sonucu 4 film izledim. En azından artık film izlerken uyumuyorum. Fakat hâlâ filmleri en az 4 parçaya bölmeden izleyemiyorum.

Neyse. Dün gece 500 Days Of Summer‘ı izledik en yakın arkadaşımla. (Buradan sonrası spoiler içerebilir) Film ik başta Issız Adam‘ın İngilizce versiyonu gibi gelse de, ilk 10 dakikadan sonra ilgimi çekti çünkü film başka bir yöne kaydı. (Issız Kadın oldu bir anda :D ) Kendimi kadınla değil de erkekle özdeşleştirdim ama ben. Her neyse. Hikayesi aslında alelade bir hikaye diyebiliriz. Öyle pek orijinal bir şey yok. Sadece karakter iyi işlenmiş, bir de filmin kronolojik olmayan kurgusu çok güzel. (Ben sanırım filmleri bu kronoloji yüzünden sevmiyorum) Sonunu söylemeyeyim hadi, ama pek de beklediğiniz gibi bir son olmuyor. Yani filmin başından beri izlediğimiz o çifti ilgilendiren bir sona bağlanmıyor. Filmin vermek istediği mesajı da özetlersek:
“Aşk, kader işi değildir. Tamamen tesadüflere bağlıdır.”
Eh, ben zaten buna katılan bir insan olduğum için filmi beğendim.
Son olarak, filmden en sevdiğim sözü söylemek istiyorum.
“She was not the girl of my dreams… She was better; ’cause she was real…”

Ve, hayatımın epifanisini de buldum. (Buradan James Joyce’a sesleniyorum)
“Roses are red, violets are blue. Fuck you whore.”

Daha sonra daha güzel, derli toplu ve kapsamlı bir Bridget Jones’ Diary 1 ve 2 yazısıyla karşınıza çıkmayı planlıyorum. Şimdilik internete kavuşmanın dayanılmaz hazzını yaşamalıyım. :)

Still.

Posted in Saçmaladıklarım | 3 Comments »

“What we keep talking is a complete nonsense. Still, I do like it.”

Dark Tranquillity Türkiye Turnesi İptal

Posted in Hayatın İçinden | No Comments »

Şu an öğrendiğim bir haberi, son dakika olarak geçmek istedim. Bilet satışlarının azlığı (?) nedeniyle Dark Tranquillity Türkiye turnesi iptal olmuş arkadaşlar. Kararı grubun kendisi değil, Unirock organizatörleri almış duyduğuma göre.

Türkiye’de metal müzik konserleri -hele ki İstanbul dışında yapılacaksa- genelde az bilet satışıyla gerçekleşir. Bizim buralarda ( :-P ) bu konserler küçük yerlerde döner. Sen Dark Tranquillity gibi bir grubu Türkiye turnesine çıkartmayı gözden çıkardıysan, bunun reklam masrafını da gözden çıkaracaktın Sayın Yetkili. Benim gibi sıkı bir DT fanının bile bu haberi Ekşi Sözlük‘ten öğrenmesi sizin de aklınızda bir ampul yakmıyor mu?

Evet, ben şu an hem çok üzgün hem de çok sinirliyim. “İstanbul’a gelse bile giderim” diye gözümü kararttığım grubun İzmir‘e, hatta Bornova‘ya, ayağımın dibine geleceğini öğrendiğim anda aydınlanan dünyam şu anda kararmış durumda. Hani bir şarkıda diyor ya; “too good to be true” diye. Yoksa bu da öyleydi de, ben mi kendimi kaptırdım? Peki ya ben şu dünyada Mikael‘i dünya gözüyle göremezsem, kursağımda kalan hevesimin hesabını kim verecek?

Sorularıma cevap istiyorum.

İkinci Dalga

Posted in Saçmaladıklarım | 5 Comments »

İnsanlar bayramda bayram tatili yapıp, ev yemeklerinin tadını çıkarırken ben derslere gömülüp bayramdan sonra gelecek 2. dalga sınavları bekleyeceğim. İkinci dalga deyince sanki daha hafif atlatacakmışsın gibi geliyor insana ama hayır, en zorları hep 2. dalgaya kaldı. N’allahım! Yazmam gereken 3 makale, hazırlanmam gereken sınavlar var ve üstelik korkuyorum. Normalde vize/final haftalarını abartan insanları da hiç sevmem ama şu an hakikaten “yusuf yusuf” modundayım. İsmail YK yardımcım olsun.