30
Apr
Posted in Saçmaladıklarım | No Comments »

Kaçıncı kafa karışıklığım bilmiyorum. Ama günlerdir kendimi “yeni”ye mi açıyorum yoksa “eski”ye mi dönüyorum, hiç anlamadım. Sigaralar sigara üzerine biterken, ben belki de milyonuncu kez aynı kafa karışıklığını yaşıyorum. Karar vermek ne zor iş… Üstelik, verdiğim kararın arkasında duramayacağım çünkü neye karar verirsem vereyim, biliyorum, ikisinin de sonucu rezalet olacak. Ah, ne olurdu girmeseydin aklıma… Kendi dünyamda kalsaydım ben, yalnızken çok mutluyum çünkü. Ben sadece yalnızken mutluyum… Şimdi bana tatlı heyecanlar yaşattırman ileride beni üzmen anlamına mı gelecek? Kestiremiyorum… Yıllar yılı aynı yaraya tuz basmaktan bıktım usandım çünkü. Nerelere gitmeli? N’apmalı?
Tags: aşk, düşünmek, dilemma, enigma, kafa karışıklığı, sonuç, yol
28
Apr
Posted in Saçmaladıklarım | 4 Comments »

İzmir Kitap Fuarı‘nda aldığımız İncil‘lerin sonucu idi aslında bu. Hepimiz kiliseyi merak ediyorduk, nasıl ayin yaparlar, nasıl dua ederler, kilisenin içi nasıldır filan gibi sorular. Aslında Katolik kiliselerini her daim daha çok beğenmişimdir ben. Her neyse. Çok spontane gelişen (her zamanki gibi) bir konuşmanın sonunda, Mikita’mla ben kiliseye gittik.
İzmir’li olanlar bilir, Alsancak Garı‘nın hemen karşısında İzmir Işık Kilisesi vardır. (Bir diğer adıyla St. John the Baptist Church) Daha önce “Acaba bunlar Ortodoks mu yoksa Protestan mı” diye düşünüp durduk ama kilisenin kapısında “Anglikan” yazıyordu, “haa bunlar da bizdenmiş” deyip girdik. Şimdi bu “bizdenmiş” lafını açıklayayım: İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisi olduğumuzu artık herkes biliyor. E 8. Henry ile birlikte kurulan İngiliz Kilisesi Anglikanizm’i de bilmeyen yoktur diye düşünüyorum. (Özellikle şu son dönemde Boleyn’lerin hikayesinin anlatıldığı romanların ününü düşünürsek) Haliyle kilise Anglikan kilisesi olunca, biz de tarihini biliyor olunca, Anglikan Kilisesi bizim kilisemiz oluyor. (Mantığımız gerçekten harikulade, kabul ediyorum =D )
Kilisenin içi küçüktü aslında ama tabii ki cemaatleri de küçük olunca, onlara yettiğini sanıyorum. Ayinlerine gelince… Gerçekten pek de beklemediğimiz gibi bir şey oldu.
Öncelikle cemaatten herkes birbirini tanıyor. Bizi de bahçede ve içeride görünce, herkes yanımıza gelip tanışmak istedi. Barbara, Alison filan, bir sürü yabancı vardı. Bir an böyle heyecanlandık, İngilizceleri kusursuzdu çünkü. Konuşalım filan diye -deyim yerindeyse- gaza geldik fakat ayin hemen başladığı için böyle bir fırsat elde edemedik.
Ayin başlamadan önce rahip ya da papaz olduğunu sandığımız fakat sonradan sürekli şarkı söyleyen bir amca, bizi anons etti. “Aramızda misafirlerimiz var, hepsine hoşgeldin diyelim” deyince kilisede alkış koptu. Biz de koltukta iyice büzüldük kaldık, ayağa filan kaldırmasınlar diye. =D Fakat korktuğumuz gibi bir şey olmadı. Daha sonra ayin başladı.
Ayin dediğimizde şöyle bir şey oluyor: Kilise korosu vardı tam oturakların karşısında. Onlar ilahiler söylüyor, ilahi söylenirken herkes ayağa kalkıyor ve el çırpıp ritim tutarak onlara eşlik ediyor. Bu ilahiler sırasında oldukça etkilenen kimileri şarkılara eşlik ederek ağlıyordu. Bu ağlamaları aslında bizim ilgimizi çok çekti, açıkçası şaşırdık. Çünkü ilahiler duygusal olmaktan çok hareketli ve eğlenceli şarkılardı. Her neyse… Şarkılar bitince, müzik bir süre daha devam ediyor, o sırada da insanlar dua ediyordu. Müzik aralarında korodan birileri İncil’den bölümler okuyordu. Biz gittiğimizde Yuhanna‘dan bölümler okudular.
Daha sonra New Jersey‘den bir kolejin tiyatro ekibi gelmişti. Onlar da İsa’nın çarmıha gerilişini temsil eden bir gösteri yaptılar. İsa’nın çarmıha gerildiği an neredeyse hemen herkes ağladı. Fakat İsa daha sonra dirildi, şeytanı yerle bir etti ve insanlığı kurtardı. (Resurrection) Bunun temsili yapıldığı sırada da tam anlamıyla bir alkış tufanı koptu. Temsil bittikten sonra bu öğrencilerin hocası konuşma yapmaya başlayınca, artık bizim pilimiz bitmişti tam anlamıyla. Biz de hemencecik kaçıverdik arka sıralardan gizlice. =D
Böylece “kuzunun melodisi“ni dinlemiş, eşlik etmiş ve bilgi dağarcığımıza yeni şeyler katmış olarak Alsancak’ta yemek yemeye gittik. Tabii konu kilise ve pazar ayiniydi. Ortak fikrimiz şu: ayinler o kadar eğlenceli ki, Hristiyanların neden hiç aksatmadan her pazar kiliseye gittiğini anladık ve onlara hak verdik. Zaten ortamları çok arkadaş canlısı. Bizler yabancıydık, belki bazı misyoner amaçla bize yakın davrandılar belki de biz yanlış anladık ama en azında kendi aralarında da muhteşem bir bütünlükleri var.
Bir daha gider miyiz bilmiyoruz ama en azından benim, oturduğum oturaktaki Holy Bible‘da (içinde hem eski hem de yeni ahit vardı) gözüm kaldı!
Tags: anglikan, ayin, ışık kilisesi, baba, ilahi, isa, kilise, kutsal ruh, kuzu, papaz, pazar, protestan, rahip
24
Apr
Posted in Saçmaladıklarım | 2 Comments »
.jpg)
23 Nisan, çocuk bayramı olmaktan da öte bir ULUSAL EGEMENLİK bayramıdır.
Saygılar.
Tags: 23 nisan, çocuk, bayram, egemen, egemenlik, ulus, ulusal
21
Apr
Posted in Saçmaladıklarım | 4 Comments »

Evet o benim! =D Dün (20.04.09) gittiğim İzmir Kitap Fuarı‘nı resmen sömürmüş bulunmaktayım. Aldığım kitapların toplamı 72 milyon etmekle birlikte, öğrenci bütçesini düşündüğümüzde bu ay yıkılmış haldeyim ama olsun. Kitaba verilen paraya acımam. =Pp Sırf uygun buldum diye 2 milyona İncil seti bile aldım. =D Gerçi seneye Biblical Literature dersimiz var, o konuda bayağı bir yardımı dokunacak İncil’in. Onun dışında Atatürk Araştırma Merkezi‘nde Feminizim ile ilgili orijinal İngilizce kitaplar buldum. Para bulmuş kadar sevindim valla! Aldığım bir kitabın adı Women In Turkey and The New Millenium. Diğeri de -bu Türkçe- Atatürk’ten Günümüze Sosyal Değişmede Kadın. Bu iki kitap resmen şu anda benim velinimetim konumunda. Amaaa amaaa asıl baş tacı etmem gereken kitabı da aldım! Kendine Ait Bir Oda – Virgina Woolf! Bu kitabın güzel bir çevirisini uzun zamandır arıyordum ve sağolsun İletişim Yayınevi imdadıma yetişti. Bol bol okurum artık! =)
Onun dışında Atatürkçü Düşünce Derneği standından bir adet Atatürk’lü kupa aldım. Kitap da alacaktım ama sonradan muhteşem bir şey farkedip kendimle gurur duydum. Ben o kitapların hepsini okumuştum zaten! İnanın, bunu farkedince o kadar mutlu oldum ki mutluluktan ağlayacak kıvama gelmiştim neredeyse. Stand’daki görevliyle biraz kitap muhabbeti yaptık pek tabii ki. Çok hoş bir ayrıntıydı bu benim için.
Onun dışında aldığım kitaplar Bodas De Sangre (Kanlı Düğün). Federico García Lorca‘nın kitabı – orijinal dilinde, yani İspanyolca olarak bulunca kaptım hemen kitabı. İş Bankası Yayınları‘ndan aldım bu arada. O stand’daki beyefendi de çok bilgili bir insandı kitap konusunda. Onunla sohbet etmek de keyifliydi oldukça.
Ayrıca, Kadın Yazarlar Derneği‘ne desteğimizi belirttik, o stand’da da bayağı bir oyalandık, karşılıklı fikir alışverişi yaptık Dernek üyelerinden bir kadınla. Mail adresini aldık kendisinin, bundan sonra iletişimde olacağımıza eminim.
En sonunda da Mustafa Balbay ve Erol Manisalı‘nın gözaltına alınmasıyla ilgili tepkimizi CUMOK‘un imza kampanyasına katılarak belirttikten sonra kendimizi Kordon‘a attık, kahvelerimizi içtik ve kitap üzerine güzel bir sohbete başladık.
Ah şimdi o kitapları okumak var ya…
Tags: 14. izmir kitap fuarı, Atatürk, atatürkçü düşünce derneği, İzmir, feminizim, fuar, kitap, kitap fuarı, okumak, tüyap kitap fuarı, yayınevi
19
Apr
Posted in Saçmaladıklarım | 2 Comments »

Hepimizin gençliğinin şarkısıdır bence Bon Jovi‘nin It’s My Life‘ı. Bence hepimiz en az 1 kere It’s My Life’ı dinleyip avazımı çıktığı kadar “it’s now or never” diye bağırdık. Şarkıyla tempo tuttuk ve kendi yolumuzu kendimiz seçeceğimize inandık. Bence ergenlik döneminin tek iyi yanı bu zaten. Çünkü dünyayı değiştirebileceğine inanıyorsun, bağımsız olup diğer insanları umursamayacağını düşünüyorsun, sanki gerçekten sırt çantanı alıp yollara düşebilirsin gibi. O yüzden böyle şarkılarda “ain’t gonna be just a face in the crowd” satırını içten söylüyorsun. Ne güzel.
İtiraf ediyorum: Ben hâlâ Bon Jovi’den It’s My Life’ı sürekli dinleyip şu sözleri çok içten söyleyebiliyorum:
It’s my life
And it’s now or never
‘Cause I ain’t gonna live forever
I just want to live while I’m alive
(It’s my life)
My heart is like an open highway
Like Frankie said
I did it my way
I just want to live while I’m alive
‘Cause it’s my life!
Tags: anı, şarkı, bon jovi, ergenlik, gençlik, hatıra, it's my life, jon bon jovi, life, my
19
Apr
Posted in Saçmaladıklarım | No Comments »
Fal baktırdım =D Evet yazının özeti bu. Şimdi şöyle oluyor; tarot falı bakmayı bilen bir arkadaşı oldukça sıkıştırdım, sağolsun o da baktı. Valla nazarlar değmesin, çok güzel şeyler söyledi. (Ağzına sağlık) Birincisi refah içinde yaşayacakmışım (eheh amin), diğeri de staj yapacağım yerde işe başlayıp zamanla müdür pozisyonuna gelecekmişim. (Bu yaz Bodrum’da staj yapıyorum, valla müdürlük önerirlerse hayır demem sanırım =D ) Diğeri de -ki en garibi- evleneceğim kişiyi bu yaz belirleyecekmişim ve o da bölümümden birisi olacakmış. Bu söylendiği zaman, evdekiler uçuşa geçti valla. Herkes dalga geçmeye başladı, malum ben bizim rapçiyi isteyeceğim ya babasından bu mayıs ayında. Ahahaha =D Bu yaz benim için çok önemli görünüyormuş, ne yapacaksam bu yaz yapmalıymışım. Bir de yurtdışı olayı göründü ama tabii ki o burs almama bağlı. Dublin’de okumak için seneye burs başvurusu yapmayı planlıyorum, hadi bakalım =D
İnsan fala inanmıyor da, böyle güzel şeyler çıkınca da morali acayip bir uçuşa geçiyor haa. Dumptıs. Şimdi ders çalışma zamanı. =))
Tags: evlilik, fal, fortunetelling, gelecek, iş, tarot, vırt, zırt
15
Apr
Posted in Saçmaladıklarım | No Comments »

There is no reason to be far apart
We should be two sides of one breathing heart,
So dont be scared to let me love you,
We’re standing on the edge of something else
Just count to ten and let go of yourself,
Somehow we’ll get by, were sky high,
So baby wont you…
Jump
Take that leap of faith,
Take that leap with me,
We can make it if you just believe
~
Tags: jump, jump with me, love
15
Apr
Posted in Atatürk, Sobelemece | 2 Comments »

Önce karaladık, din düşmanı dedik, diktatör dedik, hatasını bulmaya çalıştık. Sonra “insani” yönünü göstereceğiz diye tüy diktik yaptıklarımızın üstüne; inceden inceye karalamaya devam ettik. “Özgürlük” ve “demokratikleşme” adına -özellikle son yıllarda- en çok O’nu eleştirdik. Ama ne demiş Ahmet Taner KIŞLALI: “Zaman bizleri değil, Atatürk’ü haklı çıkardı.”
Başka söyleyecek bir şeyim yok hakim bey!
Bu güzel mimi de Godsy‘den çaldım; kendisine de buradan teşekkür etmek isterim. “İnsani” yön demişken, Mustafa Kemal‘in en çok sevdiğim fotoğrafını koymak istedim ben de yazıma. Bu fotoğrafı ilk gördüğümde hayran kalmıştım. Salıncakta devrimci bir lider, yüzünde bir çocuğun o saf mutluluğu okunuyor; müthiş gülümsemesiyle…
Son olarak da üşenmezseniz bu yazıyı bir okuyun derim. Teşekkürler. =)
Tags: Atatürk, devrim, devrimci lider, karalama, lider, mim, Mustafa Kemal, mustafa kemal atatürk, Mutluluk
12
Apr
Posted in Saçmaladıklarım | 2 Comments »
Ben yine yenildim yahu! Hem de 5-1, 5-0 ve 6-0 gibi ezici bir üstünlükle. Dünyanın tüm yükünü omuzlarımda hissediyorum. =Pp
Tags: mağlubiyet, tavla, yenilmek, yine
11
Apr
Posted in Saçmaladıklarım | No Comments »

Çok güzel bir gündü! 11 Nisan 2009. Kayıtlara geçmesini isterim gerçekten. Öyle evde miskin miskin pineklerken (kahvaltı sonrası yorgunluk, malum) arkadaşlarımdan birisi lunaparka gitmeyi teklif etti. İlk başta ev ahalisi birbirine “eneeem bu ne ki ya” gibi bakışlar atsa da hadi gidelim dedik. İyi ki de gitmişiz. O kadar çok eğlendik ki. =) Gerçi ben pek birşeye binemedim. Zira kronik tansiyon hastası olarak kamikazeye filan binsem herhalde ölür giderdim -gariplerim bir de benimle mi uğraşacaklardı orada? Yine de hep beraber bindiğimiz hız treni filan harika ötesiydi. Lunapark tamam eğlenceli ama en güzeli hep beraber birşeyler yapmak bence. Bol bol da fotoğraf çekildik tabii ki.
Bu arada ben de kendimi bizimkilerin annesi gibi hissettim. Nasılsa ekstrem şeylere binemediğim için gün boyunca aynen şöyle bir tiptim; “bak mutlaka dikkat edin, tamam mı? Ne olur ne olmaz sıkı tutunun.” (Arkadaşlar binmeden önce) “siz terlemişsiniz, herkes giysin bakiyim ceketlerini.” (indikten sonra) Bir de onlar eğlenirken yarı gülerek yarı endişelenerek onları izlemem… Evet, sıkıcıyım biraz ama sağlığımı tehlikeye atmak istemem. Hem ben böyle de gerçekten eğlendim. Onları o kadar çok seviyorum ki anlatamam; birisine en ufak bir şey bile olmasın, gerçekten kendime olmuş gibi hissediyorum. Arkadaş dosttan öte, kimisini bazen küçük oğlum/kızım gibi, bazen de abim/ablam gibi hissediyorum. Farklı bir duygu bizimkisi… =) İyi ki varlar onlar… =))
Neyse efem, lunaparktan sonra da yemek yemeye gittik ama herkes ölmüş haldeydi. Mideler de alt üst olmuş tabii. Pek de birşey yiyemedik ehehe. Onlar açılsın diye otobüse binmek yerine Alsancak‘tan Konak‘a bir yürüyüş yapıp, metroyla döndük. =) Metroda da yol boyunca sudoku oynadım. Bu da yeni tutkum. Onu da ayrı bir zaman anlatırım. Bornova‘mıza gelince birer çay içmeden eve gitmek olmazdı. Hatta bir tavla atmadan! Ama zaten daha önce de bahsettiğim gibi yine ben ye-nil-dim! Öf pöf afra tafra! =)
İşte şimdi de mutlu mesut yazıyorum bu yazıyı. Güzel, çok güzel bir gündü -her anı hafızamda hep kalacak. Dostlarıma da çok teşekkür ederim bu güzel gün için. Bundan sonra hep lunaparktayız. Bir gün ben de bineceğim kamikazeye! =))
Tags: Alsancak, anı, arkadaşlar, çay, İzmir, dostlar, Eğlence, Gün, güzel, güzel bir gün, hatıra, konak, lunapark, mutlu, Mutluluk, tavla