Archive for June, 2009

Şu An

Posted in Saçmaladıklarım | No Comments »


Şu an Powerturk TV açık. Bilgisayar kullanırken ses olsun diye açmıştım. Sezen Aksu çalıyor şu an o kanalda.

Bu kızı yeniden büyütmeliyim
Kor ateşlerde yürütmeliyim
Değirmenlerde öğütmeliyim
Farkındayım, farkındayım

İnsanın farkında olmadığı ne çok şey var. Çok şükür ki bir çok şey kafama dank etti bu sene. Çok öğrendim, çok büyüdüm. Daha fazla şey öğreneceğimin de farkına vardım. Hep şöyle derim; “bu zamana kadar yaşadıklarım, bundan sonra yaşayacaklarımın yarısı bile değil. ” Bu felsefemin ne kadar doğru olduğunu anladım. Ve bıraktım, Sezen Aksu hatalarının farkına varadursun. Ben kızımı büyütmeye çoktan başladım bile!

Maykıl !

Posted in Hayatın İçinden | 1 Comment »

İnanamıyorum. Öz ve net olarak bunu söyleyebilirim sanırım. Ölüm haberini aldığımda arkadaşlarla oturuyorduk. Birden telefonuma mesaj geldi. Gece saat 02:00 civarları. Gecenin o saatinden boş boş ekrana bakıp arkadaşlata “maykıl ceksin ölmüş” dedim, herkes gülmekten öldü. O saatte söyleyebileceğim en anlamsız şeydi belki de. Ben de güldüm, kötü bir şakaydı sadece. Fakat ertesi gün haberlerde gördükçe aymaya başladım. Nasıl olur aklım alamadı bir türlü. Micheal Jackson, ya da Madonna ya da bu tarz sanatçılar. Onlar ölemez gibi gelir ki bana hep…

Tatil Zamanı

Posted in Saçmaladıklarım | 2 Comments »

Okul biteli 1 haftadan fazla olmasına rağmen ben tatilime yeni başlayabildim. Aslında daha doğrusu tatil yapıyordum zaten, işin monoton kısmı şimdi başlıyor. 1 haftadır Ayder Yaylasın’daydım. Aman aman, olamaz böyle bir güzellik, böyle bir doğa harikası. Ayrıca şunu da belirtmeliyim ki, gerçek Karadenizliler onlar. Her gece tulum eşliğinde horon çekip geleneklerini yaşatıyorlar. İnsan hayran olmadan edemiyor hem doğaya hem insanlara. Hiç istemeye istemeye döndüm memlekete, aklım hâlâ Ayder’de. Gidebilme imkanı olan herkese şiddetle tavsiye ediyorum. Öperim.

Bir Anekdot

Posted in Saçmaladıklarım | No Comments »


Ünlü matematikçi Laplace, Napolyon‘a astronomik evrenin nasıl varlığa geldiğine ilişkin ünlü kuramını açıklarken, Napolyon ona, bu sistemde Tanrı’nın nerede işe karıştığını sorar. Laplace’in cevabı ünlüdür:

Tanrı mı Majeste? Ben böyle bir varsayıma ihtiyaç duymadım.”

Düzen(siz)

Posted in Alıntılar | No Comments »

“Düzensizlik, bizim alıştığımız düzenden farklı bir düzen değil midir?”

Prof. Dr. Ahmet Arslan

Alıntı

Posted in Alıntılar | No Comments »


“Hiçbir korku açlığa karşı direnemez, hiçbir sabır onu aşındıramaz, açlığın olduğu yerde iğrenme varolamaz, hurafelere, inançlara, ilke diyebileceğimiz şeylere gelince de, bunlar rüzgarın savurduğu saman çöplerinden farksızdırlar. Ağır ağır öldüren açlığın şeytanlığını, bıktırıcı acısını, kara düşüncelerini, karanlık ve suratsız yabanıllığını bilir misiniz?… Yokluğa, onursuzluğa, ruhsuzluğa dayanmak, bu uzayan açlığa dayanmaktan daha kolaydır. Üzüntü verici bir şey bu ama gerçek.”

Heart Of Darkness – Joseph Conrad

Kendi Bilinç Akışımı Yaşamaktayım

Posted in Saçmaladıklarım | 2 Comments »


Sabah sabah sınava girmeden dellendim. Gireceğimiz sınav hem sevdiğim ders bir ders olmakla birlikte, sınavlarında çok gerildiğim bir dersti aynı zamanda. Modern English Novel. Yeni kitaplar okuyacağız, teknikler öğreneceğiniz ahooyy diye başladığım ders bu açıdan beklediğim gibi ama çoğu zaman notlar hayal kırıklığı oldu. Hayır, kendi notlarımı yeterli buluyorum çünkü kitapları okudum. Ama okumayanların okuyanlardan yüksek not alması gerçekten anlaşılamaz bir durum. Yani hocamız gerçekten donanımlı ve bilgili bir hoca, çok saygı duyuyorum kendisine ama kağıtlardan belli olmuyor mu acaba okuyup okumadığımız? Koca bir sene boyunca aydınlatamadım bu noktayı. Her neyse…

Sınavlarda gerilme sebebim de bu. MLA formatına dikkat edeceğim, o sırada tam bir yazı bütünlüğü oluşturup fikirlerimi destekleyecek dayanaklar bulanacağım ve bu sırada da okuduğumu belli edeceğim diye sınav boyunca kendimi paraladım dönem başından beri. E bugün gireceğim sınav da final olunca gerçekten gerilmiştim. Sabah kalktım, ne yapsam nerelere gitsem diye düşünürken temayı değiştirme konusunda içime bir ateş düştü. Bembeyaz blogları oldum olası severim zaten, o yüzden ben de beyaza döndüm. Umarım güzel olmuştur; ben çok beğendim valla.

Ders muhabbetine geri dönüyorum: Bu dönem 3 roman okuduk Modernizm başlığı altında: Heart Of Darkness (Joseph Conrad), A Passage To India (E.M. Forster) ve To The Lighthouse (Virgina Woolf). Hazır dönem bitmişken bir iki yorum yapayım. Arkadaşımdan özendim aslında kehkeh.

Heart Of Darknessinsan hayatını etkileyebilen nadir romanlar” grubuna giriyor bence. Sınıfın geri kalanını bilmem, çoğuna bir yük gibi gelmiş olabilir çünkü okumayınca her roman anlamsızdır bir nevî. Fakat, benim altını çizdiğim, “evet, aslında bu da böyleymiş” diye farkettiğim bir çok nokta oldu Heart Of Darkness’ta. Üstelik kişinin kendini -en azından- sorgulaması için bulunmaz bir fırsat bence. İngilizcesini değil de Türkçesini okumak isteyen arkadaşlara ufak bir ipucu vereyim; Heart Of Darkness’ı “Karanlığın Yüreği” adı altında İletişim Yayınları‘nda bulabilirsiniz.

A Passage To India‘ya gelince… Bir kere acayip eğlendim ben o romanı okurken. Hem iki farklı kültürü ve anlayışı (Hint ve İngiliz) irdeleme şansı veriyordu bir roman, hem de karakterler oldukça canlı ve gerçekçiydi. Benim favori karakerim Dr. Aziz‘di. Belki çok klasik, bilemiyorum ama ondaki o saflığa ve masumluğa bayıldım. Bir insanın çıkarsız olması fikri beni çok cezbeder çünkü çıkarsız insan olduğunu düşünemiyorum, kendimi ne kadar zorlarsam zorlayayım. O yüzden, Aziz’e bir bakıma hayran oldum. E.M. Forster‘ın da bu kadar açık zihinli düşünebilmesi ve empati kurabilmesi gerçekten takdire şayan.

Son okuduğumuz roman To The Lighthouse‘du. Virginia‘m Woolf‘umun eseri. Şimdi kısa bir bilgi: Bilen bilir, Virginia Woolf’un feminist edebiyatta oldukça büyük bir yeri vardır ve eserlerinin çoğu edebiyatta cinsiyet ve toplumsal cinsiyet çalışmalarının belki de bir numaralı kaynağıdır. To The Lighthouse da yine böyle bir eser. İnceden inceye, satır aralarında kadınların üzerindeki sosyal baskıya, stereotip bir kadınla modern bir kadın arasındaki farklara, bir kadının nasıl boğazına kadar gelip de susabilmesine ve romanda güçlü ve entellektüel görünen bir çok erkek arasında, manevi anlamda en güçlü olanın bir kadın (Mrs Ramsay) olmasına çok güzel tasfirler, göndermeler, dokundurmalar var. İlginizi çeker mi bilmiyorum ama çekebilecek olanlar için söyleyeyim, To The Lighthouse aynı zamanda Freud‘un Psikoanalitik hakkındaki eserleriyle de ilintili bir kitap. (Intertextuality) Özellikle Oedipus Kompleksinin güzel bir örneklemesi var kitapta. (James ve babası, Mr. Ramsay) İlgilenenler için Türkçesi yine İletişim Yayınları‘ndan “Deniz Feneri” olarak yayınlandı. Lütfen okuyun.

Yarın da sınavım var. Linguistics. Aklımdan bir milyon tane düşünce geçiyor ama hiçbirisi sınavla ilgili değil. O yüzden oturup adam gibi çalışamıyorum. Saat 23:34 ama ben hâlâ başlamadım. Gidip çalışmam gereken bir dünya dolusu başlık var halbuki. Ama bu yazının başlığında da dediğim gibi kendi bilinç akışımı yaşıyorum şu aralar ve bu akışın, final zamanına denk gelmesi hiç hoş değil bence.

Final Haftası

Posted in Saçmaladıklarım | 2 Comments »

Sıfırla çarpılmak üzereyim =/