31
Jul
Posted in Sobelemece | 2 Comments »

Açıklıyorum: Bir şarkıcı/grup seçiyoruz ve sorulara onun şarkılarıyla yanıt veriyoruz. Ben Robbie Williams‘ı seçtim, sorulara cevap verebilecek gibi değildim açıkçası. Yani onca şarkı arasından karar veremiyordum, ben de shuffle’a aldım winamp’ı. Biyrun=))
Pick your Artist:
Robbie Williams
Male or female?
He
Describe yourself:
One Of God’s Better People (Hahahaha)
How do you feel:
Supreme (K-e-s-i-n-l-i-k-l-e!!)
Describe where you currently live:
A Road To Mandalay
If you could go anywhere, where would you go:
Eternity
Your favorite form of transportation:
Life Thru A Lens (Hö?)
Your best friend is:
Me & My Monkey (Hö x2 ?!)
What’s the weather like:
Clean
Favorite time of day:
Lazy Days (hahaha)
If your life was a TV show, what would it be called:
Old Before I Die
What is life to you:
Ego A Go Go
Your fear:
Killin Me
What is the best advice you have to give:
Feel (Doğru lan aslında)
Thought for the Day:
Let Love Be Your Energy
How I would like to die:
Aint That A Kick In The Head (Asdadsdadsdsas)
My soul’s present condition:
Straighten Up And Fly Right
My motto:
Do Nothin Till You Hear From Me (Vışşş)
Sevdim ben bu mimi! Oi diyerek mimi kaptığım sınıf arkadaşım Enivicivokke‘ye sevgiler ve teşekkürlerle
Tags: şarkı, şarkıcı, cevap, mim, robbie williams, sobe, Sobelemece, soru, yanıt
31
Jul
Posted in İnternet Dünyası | No Comments »
Tags: almanya, avusturya, çek cumhuriyeti, belçika, britain, britanya, fransa, hollanda, ingiltere, irlanda, ispanya, isviçre, italya, norveç, polonya, rusya, seyahat, uçak, uçak bileti, uçmak, UK, yolculuk, yurtdışı
30
Jul
Posted in Saçmaladıklarım, İnternet Dünyası | 6 Comments »
Maşallah diyorum efenim kendime, zira domuz gibiyim. Antibiyotik diye hem ailem hem de doktorlar tarafından tutturulmasının bir nedeni varmış belli ki. Zira antibiyotik aldığımdan beri mikemmel durumdayım. O yazıyı yazalı 2 gün oluyor. Dolayısıyla bugün tam 1 hafta oluyor hasta olalı ve 1 haftada ayağa kalkmanın haklı gururunu yaşıyorum.
Neyse, yeni bir blog keşfettim onu paylaşacaktım sizlerle:
Bu blogu aslında Altuğ Koç’un bloguna her zamanki ziyaretimi yaparken keşfettim. Adı “Kadınlar Yazıyor.” Yazsınlar efendim, bizler de yazmalarını istiyor ve destekliyoruz. Aklıma gelmişken, Kadınlar ve Kurmaca Yazın hakkında bir fikir sahibi olmak istiyorsanız Virginia Woolf – Kendine Ait Bir Oda‘yı okuyunuz, okutturunuz. Neyse… Bu blogun kurmaca yazınla alakası yok zaten. Güncel ve kadınla ilintilenmiş konulara, yine kadınların bakış açısından bakıyorlar. Kısa kes Aydın havası olsun diyenler için geliyor: Bloga şuradan göz atabilirsiniz.
Tags: feminism, femizim, Kadın, kadınlar yazıyor
30
Jul
Posted in Saçmaladıklarım | No Comments »

Uzun zamandır bloga yazamayışımın sebebi hasta olmamdı. Hatta biraz daha abartıp ölüm döşeğinde olmam da denilebilir. Yanlış tanı sonucu hastaneden hastaneye, ilaçlardan serumlara kadar sürüklendiğim için bir türlü toparlanamadım. Şu an eve çıktım, bu yazıyı Microsoft Word’de yazıyorum. Nete girer girmez kopyala-yapıştır kombinasyonuyla yayınlamayı düşünüyorum. Neyse…
Aslında gayet domuz gibiydim, hiçbir şeyim yoktu. Ama bir sabah fena bir baş dönmesiyle uyandım. Öyle bir baş dönmesi de hayatımda yaşamış değilim, ki tansiyon hastası olduğum için başım sık sık döner normalde. Neyse… Akşama kadar yattım ama resmen ölüyorum, hiçbir oluru yok. En sonunda kalktık acile gittik. Özel bir hastaneye gittik. Şimdi o kurumun adını vermeyeceğim çünkü normalde iyi bir kurum olduğunu biliyorum. Ama şansıma düşen doktor rezaletti. Bir kere şikayetlerimden hiçbirisini dinlemediği gibi boğazıma da şöyle bir baktıktan sonra “farenjit” tanısı koydu ama antibiyotik verme zahmetinde bulunmadı. Onun yerine şu ilaçları verdi: Buscopan ağrı kesici (?) ve psikolojik kaynaklı baş dönmelerini engelleyen turuncu bir hap. (Şimdi adına bakamayacağım) E ilaçları alıyorum alıyorum hiçbir tık yok. Üstelik git gide kötü oluyorum. En sonunda bir gece, gece yarısı yüksek ateşten uyanmamla dananın kuyruğu koptu. Öyle yüksekmiş ki ateşim halüsinasyon görüyormuşum. Gördüğüm şeyi hatırlıyorum: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndaymışım güya, etrafımda ne alakaysa komutanlar var. (Fazla haber izlemenin zararları) En son bağırarak konuşmaya başlayınca benim komutanlarla, bizimkiler uyanmış tabii. Koşa koşa Devlet Hastanesi’ne gittik bu sefer. Efenim meğer farenjit filan değilmişim, bayağı bildiğin zehirlenmişim. Öncelikle bir serum yedim. Kendime geldim resmen. Ateşim düştü yavaştan, gözümü açabildim sizin anlayacağınız. Bir gece de müşahede altında tutuldum. Sonrasında yeni ilaçlarımı aldım geldim ama o sırada benle ilgilenen doktor, diğer doktora ne acayip sayıp sövdü anlatamam. “Zehirlenen insana farenjit mi denirmiş?! Madem farenjitse neden antibiyotik yazılmamış?” vb. vb. O çok ünlü antibiyotiği kullanıyorum artık. Mutlu haber.
Eve çıkalı 2 gün oldu. Artık ne bulantım var ne de ateşim. Baş dönmesi hâlâ var ama artık bilgisayarı elime alabiliyorum, o yüzden çok da önem vermiyorum. Bilgisayarı yattığım yerden dahi kullanıyor olsam da daha önce gözümü bile açamadığım için çok mutluyum. Ama laf aramızda, o halüsinasyon gördüğüm gece bir yandan farkındayım saçmaladığımın bir yandan da komutanları etrafımda ciddi ciddi görüyorum yani. Onlarla bir yandan konuşurken (?) bir yandan da “ruhumu teslim ediyorum galiba” diye düşünüyordum. Bunu da itiraf etmeliyim. Neyse, kötüye bir şey olmaz misali 5 günde açtım gözlerimi, devamı gelir umarım.
Tags: antibiyotik, ölüm, ölmek, baş dönmesi, baygınlık, bilgisayar, blog, doktor, hasta, hastahane, hastalık, hastane, ilaç, serum, yazı, yazmak
21
Jul
Posted in Saçmaladıklarım | No Comments »

Buraları sel bastı. Sabah sabah işe gitmek o yüzden oldukça zor oldu. Neyse, moralimiz bozuk bir şekilde başladık güne. Bugün zaten yağmur yüzünden kimse gelip gitmediği için herkes kendi çapında takılıyordu. Bakınız ben mesela hâlâ nette takılıyorum.
Her neyse… Bir İngilizce liste gelmişti, sırf eğlencesine onunla oyalanıyordum günlerdir, e bugün bitireyim bari dedim. Onu kayıtlara geçtim filan. Sonra odadan çıktım, babamın yanına gittim. Kendisi müdür yardımcısı oluyor. Laflamaya başladık, o sırada şu lanet insan geldi: “Çiğdem koş koş sistemi çökertmişsin!”
Haydaaaa!!
Bir kere diskur denilen bir şey var: Böyle bir durum müdürle müdür yardımcısının yanında bas bas bağırarak söylenmez! Sanki mahallede oyun oynuyoruz! Gelirsin, “Çiğdem bir bakar mısın?” filan diyip beni dışarı çağırırsın, orada söylersin, değil mi? İnsan olan yapar tabii bunu.
Sonra, “sistemi çökertmişsin!” diye bir söylem olur mu? Direkt niye beni suçluyorsun? Ben bıraktığımda her şey normaldi gayet de. İnsanların aklına daha ilk dakikada beni suçlu olarak yansıtıyorsun. Bunlara o karmaşada dikkat etmedim sanma!
Neyse. E tabii öyle olunca herkes gitti benim bilgisiyarımın başına geçti. Herkes mi kurcalar arkadaş! Kimsenin bir şeyden anladığı da yok. Bilgisayar iyice manyaklaştı, kasmaya filan başladı. En son “ya bi’ dağılın” diye bağırdım. Profesyonelce filan değildi kabul ediyorum ama onlar da pek profesyonel durmuyorlardı karşımda. Öyle olunca babam “Çiğdem kendisi halletsin bakalım” dedi. Ama ses tonu oldukça dik. Yani o sistem çöktüyse yandık! Bilgisayarla uğraşırken kalpten gidecek gibi hissediyorum bu arada. Fena korktum, itiraf ediyorum.
Amaaaaaaa programı açınca bir de ne göreyim!?!?! Gayet de tıkır tıkır çalışıyor. Bilgisayarın kendisinde de bir sorun yok. Hey Allam! Bu sefer benim gözlerimde şimşekler çakmaya başladı. Resmen kulaklarımdan çıkan dumanı hissediyordum. “Bu,” dedim, “çalışıyor.”
Ve ne oldu tahmin edin?
Şu benim sevmediğim, insandan başka her halta benzeyen yaratık şu cevabı verdi: “Aaaa çalışmayınca programı bozdun sandım ben!”
O an, tam o an kızın üstüne atlayıp etlerini didik didik ettiğimi hayal ettim cidden. Ya sabır çekip oturdum, babamla müdür gitti. Sevdiğim kız da “sakin ol” filan dedi ama olamıyorum. Şu suratsızla ya odamı ayırmalıyım ya da başka bir hale yola sokmalıyım bu işi. Ruh hastası mıdır nedir… Şu an sinirden elim ayağım titriyor hâlâ. Salak yağmur yağmasaydı eğer çoktan izin alıp çıkmıştım. Pis pis bakıyorum şu an kendisine. Yarın iş yerine bazukayla filan geleceğim herhalde bunun yüzünden. Hıh.
Tags: çalışmak, bilgisayar, iş, iş yeri, kaos, muhasabe, program, sinir, sinir olmak, sinirlenmek, yalancı
18
Jul
Posted in Saçmaladıklarım | 3 Comments »

Şu an bulunduğum odada 2 kız daha var. Masaları tam karşımda. Biri sekreter, diğerinin ne yaptığını hâlâ çözemedim. Neyse…
Sonunda boş boş oturma sıkıntısından kurtuldum, çok mutluyum. Gerçi muhasebe konusunda hâlâ sıkıntı çekiyorum ama olsun. Elbet şu dandik hesapları ben de tutabileceğim. Gerçi durum o kadar da kötü değil ya. İlk gün bilgisayar programını kullanırken bir hata yapmışım ama ondan sonra düzelttim her şeyi. Yine de ilk günden hata yapınca mimlenmiş oldum, pehhh. Neyse devam ediyorum: Muhasebeye yavaş yavaş alışıyorum, bazı kayıt örnekleri gelmiş bilmem nereden, örnekler İngilizce. Çok mutlu oldum kihhkihh, onlarla uğraşıyorum sabahtan beri. Bir anda yabancı bir yerden evime gelmiş gibi hissettim İngilizce listeyi görünce. Ehhehehe
İş yerine gelince: Sekreter olarak çalışan kız hoş ve iyi bir insana benziyor. En azından insana benziyor, güler yüzlü filan. Eh, bu kulunuz da güler yüzlüdür kendince
O yüzden onunla iyi anlaştık ama odadaki diğer kızla yıldızlarımız barışmadı pek. Bir kere tipsizin teki. İnsan hep mi somurtur yahu! Üstelik ne işe yarıyor, hâlâ anlayamadım cidden. Boş boş dolanıyor ortalarda, herkesin işine karışıyor. 2 yıllık İşletme mezunuymuş ama görsen sanki ODTÜ’den mezun gibi takılıyor. Hayır, ben de sinirli insanım. Geçen gün en sonunda “izin ver de işimizi yapalım” dedim, ondan beri odada soğuk rüzgarlar esiyor. Çok da umrumda değil açıkçası
Nasılsa ben staj yapıyorum, eylül geldi mi eyvallah der giderim. Bir daha da muhasebe stajı yapmam zaten. İşletme okuyan insanım ya! Yapacaksam gider Turizm işletmeciliği stajı yaparım ya da bir yayınevinde filan kendi alanımla ilgili işlerle uğraşırım. Pehhh…
Yine de daha ilk haftadan hemen hemen her şey güzel gidiyor, bir iki pürüz hariç. O yüzden şimdilik halimden memnunum. Sadece tek tatil günüm Pazar, o hiç hoş değil.
Tags: çalışma, çalışmak, iş yeri, işletme, ingilizce, muhasebe, sekreter, staj, stajyer
18
Jul
Posted in Saçmaladıklarım | No Comments »
Aklım Umut Kaya‘nın Mevsimler Geçerken şarkısında çünkü. O yüzden başlık bulamadım şarkıya eşlik ederken. Neyse; buradan kitap listeme bağlanıyorum.
Tender Is The Night bitti ve İ. Oktay Anar‘dan Suskunlar‘a başladım. Puslu Kıtalar Atlası‘nı da aldım sonunda, Suskunlar’dan sonra okuyacağım. Oh be!
Tags: f. scott fitzgerald, ihsan oktay anar, kitap, kitaplar, okumak, puslu kıtalar atlası, suskunlar, tender is the night
15
Jul
Posted in Alıntılar | No Comments »
“Yürü! Hür maviliğin bittiği son hadde kadar!
İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar.”
Geçen seneki notlarımı karıştırırken buldum bu dizeleri. [Deniz Türküsü / Yahya Kemal Beyatlı] Çok hoşuma gitti, paylaşmak istedim. Bir de şu var: “O mahiler ki derya içindedirler, deryanın kıymetini bilmezler.” Bkz: Sosyal İçerikli Mesaj
Tags: Add new tag, alıntı, Şiir
15
Jul
Posted in Saçmaladıklarım | No Comments »

Şu an F. Scott Fitzgerald‘dan Tender Is The Night‘ı okuyorum. Yaz boyunca mutlaka okumam gereken kitapların bir listesini bir kağıda yazmıştım ama kaybettim. En iyisi buraya yazayım dursun bir kenarda:
Maksim Gorki – Benim Üniversitelerim
J. Joyce – Dubliners
İhsan Oktay Anar – Suskunlar & Puslu Kıtalar Atlası
F. S. Fitzgerald – Great Gatsby
J. D. Salinger – Catcher In The Rye
Anthony Burgess – The Clockwork Orange
Bu gadan.
Tags: kitap, kitap kurdu, kitaplar, liste, okumak