Archive for September, 2009

Dark Tranquillity Geliyor!

Posted in Saçmaladıklarım | 6 Comments »


Mikael‘imi görmeden ölmeyeceğimi biliyordum, çok mutluyum! Kimi yerlerde Türkiye turnesi filan konuşuluyordu, şehirler ve bilet fiyatları hakkında tahminler vardı ve sonunda turne açıklandı. Daha detaylı fiyatları Biletix‘te bulabilirsiniz. Buyrun burada da tarihler var:

Dark Tranquillity – İstanbul
02 Aralık Çarşamba
Maçka Küçükçiftlik Park – Istanbul

Dark Tranquillity – İzmir
03 Aralık Perşembe
Ooze Venue – Izmir

Dark Tranquillity – Eskişehir
04 Aralık Cuma
222 Park – Eskişehir

Dark Tranquillity – Ankara
05 Aralık Cumartesi
Ankara Saklıkent – Ankara

O Değil De

Posted in Saçmaladıklarım | 1 Comment »

2010 Kültür Başkenti’ne bakıyorum bakıyorum. Kusura bakmayın ama- gülmeden duramıyorum. Tabii ki insanlar için üzüldüm ama konu o değil. Kültür başkenti demek bu mu demek? Bu altyapı ile kültür başkenti mi olunuyor? Kim seçmiş İstanbul’u kültür başkenti diye? Hiç kültür başkenti görmemiş bizleri mi kandıracaktınız? Yanıldınız. Televizyonlarda, gazetelerde ve her yerde görülüyor 2010′un “kültür başkenti”. Şu özel İstanbul fetişinden kurtulabilirseniz, aslında göreceksiniz o alt yapıyla o şehirden başkent maşkent olamayacağını. Türkiye’de illa kültür başkenti seçilecekse Eskişehir gibi bir şehir var bu ülkede. Boğaz köprüsü yok diye mi yok sayılıyor Türkiye’nin gerçekten güzel illeri? Buradan Kültür Başkenti’nin valisine, belediye başkanlarına ve o şehirdeki çarpık kentleşmeye izin veren herkese selam eder, gözlerinden öperim.

Ne Varsa Kuzeylilerde Var :-)

Posted in Saçmaladıklarım | 5 Comments »

Can sıkıntısı sınır dinlemiyor efendim. Sırf oyalanmak için fotoğraf bulmakla uğraşıp, yazı yazıp, bilmem ne yapıp vaktimi alacak ve beni oyalayacak bu listeye imza atmaya karar verdim. Godsy yapardı bunu ara ara, ben toptan aradan çıkarayım dedim. En güncel “en iyi 10” listem işte geliyor:

10- Mikael Stanne

Kendisine çook uzun süredir hayranım. Hatta beni tanıyanlar bilir, kendisine “yarı tanrı” diyorum. Bir kere dinleyin anlarsınız. Bu arada kendisi İsveç‘in içinden. :-)

9- Al Pacino

Bugüne kadar kendisinden daha karizmatik bir oyuncu görmedim, bilmiyorum. Hatta oyuncu da değil, kendisinden karizmatik bir insan evladı yok ortada. Saygılar hehe :D

8- Garou

Efem, kendisi de -tipinden ve karizmasından belli olduğu üzere- Kuzeyli! Kanadalı! Öperim. Şu fotoğrafta daha çok Robbie Williams’a benzese de müthiş şeker bir insandır, tanısanız siz de seversiniz. :D

7- Ed Westwick

Bu kişi aslında Garou ile yer değiştirebilir, şu an pek emin olamadım :-) Neyse, kendisi İngiliz. Bunların ırkını pek severim. Gerçek hayatta büyük ihtimalle mother-chucker değil ama olsun, ben zaten ekrandaki Ed’i seviyorum. :D

6- Sean Biggerstaff

Siz söylemeden ben söyleyeyim, Sean da bir İngiliz! Adını hatırlayamayanlar olabilir, Harry Potter‘ın 1. filmde Quidditch kaptanı Oliver Wood olarak rol almıştı. Normalde 2. kitapta yani Sırlar Odası‘nda Oliver Wood’un çok fazla sahnesi vardı ve ben de 2. filmde bol bol Sean’u izleriz diye umuyordum (ki o zaman daha 14 yaşında filandım!) fakat kendisini bir daha HP serisinde göremedim. Çok daha sonra Cashback filminde karşıma çıktı.

5- Richard Harris

Kendisi benim Old Wise Man‘im! Üstüne tanımam. Öldüğünde de yine 14 yaş civarlarındaydım ve fena halde üzüldüğümü hatırlıyorum. Hatta hâlâ ve inatla Micheal Gambon‘ı sev-mi-yo-rum!

4- Hugh Grant

İtiraf edelim ki İngiliz aksanını bize sevdiren Hugh Grant’dır. Aynı zamanda romantik komedileri de. :) Ben film izleyemeyen bir insanım. Ona rağmen Hugh Grant’ı izlemeye doyamam! :)

3- Robbie Williams

Mikael nasıl yarı tanrıysa, geriye kalan yarıyı da Robbie tamamlar benim için. Evet, birbirinden çok alakasız iki müzik türü ama Robb’un yeri resmen çocukluğumdan gelir. Yani Robbie Williams’la büyümüş, eğlense Robbie Williams’la eğlenen, damara bile Robb’la bağlayan bir insanım. Kendisini bulsam boogie woogie yaparım o dakka!

2- Alan Rickman

Bu adam şarkı söylesin, rol yapsın, konuşsun, sussun ya da sadece boş boş baksın -hiç farketmez! Bir şekilde orada burada var olsun, var olduğunu ben bileyim yeter. Daha fazlasında gözüm yok. Öyle deli seviyorum.

1- Colin Firth

Anaam, buna ne denir, ne söylenir ki? Kendisi insan yapımı a-s-l-a olamaz. İnanmıyorum. Gülse bir başka, gülmese bir başka ama her şekilde müthiş! Tabii gülse daha müthiş bence. :-P  Bir dönem BBC’de yayınlanan Pride & Prejudice‘i izlediniz mi bilmiyorum ama izlerseniz, kendisini neden sevdiğimi anlarsanız. (Bkz: Colin Firth Will Always Be My Mr. Darcy) Hani Fırat karakteri var ya Uykusuz’da (Uykusuz’u da hiç sevmem bu arada :-) ) ne zaman Colin Firth‘ü görsem onun gibi, “bu yenir kiii” moduna geçiyorum. Dorian Gray’ın Portresi‘nde de Lord Henry‘yi canlandıracakmış duyduğuma göre. Herşeyi canlandırsın, biz de 7/24 onu izleyelim. Kesinlikle en büyük platonik aşkım. Görmeden ölürsem gözüm açık giderim, o derece! Yenir ki bu… :D

Kış Moduma Giriyorum, Öff

Posted in Saçmaladıklarım | 3 Comments »


Ben eğer “her şeye lanet olsun, hayat ne sıkıcı, her şey boş” moduna büründüysem, anlayın ki kış geliyordur! Şimdi diyeceksiniz daha eylülün başındayız, ne kışı? Yook yok, ben
malımı bilirim. Bir kere zaten bütün yazı yağışlı -hatta sel oldu- bir şekilde geçirdim. Güneşin nimetlerini bir türlü göremedim -ki yağmuru çamuru hiç sevmem, daha önce bahsetmiştim. Azıcık bir güneş yüzü gördük ama 1 eylül itibariyle hemencecik sonbahar geldi buralara. Hatta kış geldi desem abartmış olsam, gayet de kalın giyinmeye başladık çünkü. Ben şimdi İzmir’e dönünce, bir iki kere sonbahar güneşi görürüm, sonra orası da kışa girer. E ben ne anladım bundan? Tekrar kalın kalın giyin, yorganlar çıksın ortaya, kalorifere bağımlı bir hayat başlasın, çizmeler, botlar gırla gitsin, e tabii bir de şemsiye var, onunla da yapışık ikiz gibi geziyorsun.
Öfff, şimdiden bunun baskısını üzerinde hissetmeye başladım.
Daraldım.
Kışı ömrüm boyunca sevmeyeceğim.

Çok Sıkıldım

Posted in Saçmaladıklarım | 3 Comments »


Şu öğretmenlik işinden çok sıkıldım, hem de pek çook. Zamanında öğretmenlik tercih etmem için kendini yırtan annem bile anladı benden öğretmen filan olamayacağını. Her gün dershaneye giderken “bak sakın çocuklara ters bir laf etme, e mi?” gibilerinden öğütlerle yolluyor beni evden. Buna ilk başta gülüyordum, komik geliyordu ama artık iş hakikaten çok daha farklı boyutlara ulaştı. En son dün çocuğun tekini tutup bayrak gibi salladım sınıfta.Your homework” kelime öbeğinden sonra “is” koyacak, yani 4 haftadır her ders en baştan anlattım onlara bunu. Hâlâ “Your“u görür görmez “are” fiilini basıp, üstelik onu da “your are homework” gibi bir zeka (!) örneği şeklinde yazınca ben en son gerçekten kendimi kaybettiğimi hatırlıyorum. Ben burada haftalardır sana ne anlatıyorum diye çocuğun üstüne yürüdüm, kolundan tuttuğum gibi salladım. Şimdi bu yazıyı okuyanlar “çok ayıp, o daha çocuk” vs gibi şeyler söyleyeceklerse söylemesinler. Gelsinler kendileri uğraşsınlar.

Bir de “biz bilgisayar mühendisi olacağız, bize ne İngilizce’den” tripleri var. Ona da tav oluyorum cidden. En son bir tanesi öyle deyince “sizin gibi salaklardan mühendis yapmıyorlar” dedim. Sonra gitmişler müdüre şikayet etmişler, hoca bize salak dedi diye. Müdüre de dedim: “Bizde salağa salak derler.” Sen daha Türkçe’yi bilmiyorsun, fiil ya da özne dediğim zaman boş boş bakıyorsun, İngilizce’yi (ki dünyanın en basit dilidir, İngilizceyi de anlayamıyorsanız, başka hiçbir halt anlayamazsınız) öğrenemedin haftalardır, matematiğin de 3 gelmiş karnene ve hepsinin üstüne bilgisayar mühendisi olacağını sanıyorsun. Salaksın işte, salaksın. Haddini, kendini bilmeyen insana salak denir. En olmadı aptal denir. Bir oturup düşünsene bakalım bilgisayar mühendisliği öyle senin kapasitene göre bir bölüm mü? Ayrıca Call Of Duty oynamakla bilgisayar mühendisi de olunmuyor. Tek dertleri “şu ders bitse de internet kafeye gitsek.” Onlara inat 45 dakika değil, 60 dakika ders yapıyorum. Bana da işkence gibi oluyor ama onlar için daha kötü. Veriyorum testleri eline, çöz bakalım. 5′ten fazla yanlışı çıkanı da dersten sonra etüte alıyorum. Ne de olsa internet kafeye gitme derdinde olan ben değilim. Akşama kadar ders anlatırım. Ohh!

İşin kötü yanı bu ders normalde bu Cuma bitecekti. Ben de zil takıp oynuyordum cidden bu hafta son diye. Fakat pazartesi günü yapılan toplantıda bir hafta daha uzatma kararı almışlar. Şimdi önümüzdeki cumaya kadar bekle babam bekle.

Offff…