Archive for January, 2010

Formspring.Me

Posted in İnternet Dünyası | No Comments »

Sıkıntı her şeye kadirdir arkadaşlar. Buyrun sizi böyle alayım:

http://www.formspring.me/Cidoss

Love Is A Losing Game

Posted in Müzik Kutusu | 4 Comments »

Bu şarkıyı ne zaman dinleseme aklıma buruşuk sayfalar haricinde, ek olarak Cemrütam gelir. O yüzden bu gece Cemre’me gelsin bu şarkı. Hem biz de dinleyip hüzünleniriz o arada.

For you i was a flame
Love is a losing game
Five story fire as you came
Love is a losing game

Why do i wish i never played
Oh what a mess we made
And now the final frame
Love is a losing game

Played out by the band
Love is a losing hand
More than i could stand
Love is a losing hand

Self professed… profound
Till the chips were down
…know you’re a gambling man
Love is a losing hand

Though i’m rather blind
Love is a fate resigned
Memories mar my mind
Love is a fate resigned

Over futile odds
And laughed at by the gods
And now the final frame
Love is a losing game

Amy Winehouse

Amy Winehouse – Love Is A Losing Game .mp3
Found at bee mp3 search engine

500 Days Of Summer

Posted in Saçmaladıklarım | 1 Comment »


Film izlemeyen, daha doğrusu sevmeyen bir insan olarak son 2 günde 4 film izleyerek kotamı aştım. Ama kendi kendime dedim ki “sen edebiyat öğrencisisin, yeniliklere açık olmalısın. Filmleri sevmem diye kestirip atma.” Evet, kendimi gaza getirmem sonucu 4 film izledim. En azından artık film izlerken uyumuyorum. Fakat hâlâ filmleri en az 4 parçaya bölmeden izleyemiyorum.

Neyse. Dün gece 500 Days Of Summer‘ı izledik en yakın arkadaşımla. (Buradan sonrası spoiler içerebilir) Film ik başta Issız Adam‘ın İngilizce versiyonu gibi gelse de, ilk 10 dakikadan sonra ilgimi çekti çünkü film başka bir yöne kaydı. (Issız Kadın oldu bir anda :D ) Kendimi kadınla değil de erkekle özdeşleştirdim ama ben. Her neyse. Hikayesi aslında alelade bir hikaye diyebiliriz. Öyle pek orijinal bir şey yok. Sadece karakter iyi işlenmiş, bir de filmin kronolojik olmayan kurgusu çok güzel. (Ben sanırım filmleri bu kronoloji yüzünden sevmiyorum) Sonunu söylemeyeyim hadi, ama pek de beklediğiniz gibi bir son olmuyor. Yani filmin başından beri izlediğimiz o çifti ilgilendiren bir sona bağlanmıyor. Filmin vermek istediği mesajı da özetlersek:
“Aşk, kader işi değildir. Tamamen tesadüflere bağlıdır.”
Eh, ben zaten buna katılan bir insan olduğum için filmi beğendim.
Son olarak, filmden en sevdiğim sözü söylemek istiyorum.
“She was not the girl of my dreams… She was better; ’cause she was real…”

Ve, hayatımın epifanisini de buldum. (Buradan James Joyce’a sesleniyorum)
“Roses are red, violets are blue. Fuck you whore.”

Daha sonra daha güzel, derli toplu ve kapsamlı bir Bridget Jones’ Diary 1 ve 2 yazısıyla karşınıza çıkmayı planlıyorum. Şimdilik internete kavuşmanın dayanılmaz hazzını yaşamalıyım. :)

Still.

Posted in Saçmaladıklarım | 3 Comments »

“What we keep talking is a complete nonsense. Still, I do like it.”