May
Cumhuriyet !
Posted in Atatürk, Hayatın İçinden, Saçmaladıklarım | No Comments »









Önce karaladık, din düşmanı dedik, diktatör dedik, hatasını bulmaya çalıştık. Sonra “insani” yönünü göstereceğiz diye tüy diktik yaptıklarımızın üstüne; inceden inceye karalamaya devam ettik. “Özgürlük” ve “demokratikleşme” adına -özellikle son yıllarda- en çok O’nu eleştirdik. Ama ne demiş Ahmet Taner KIŞLALI: “Zaman bizleri değil, Atatürk’ü haklı çıkardı.”
Başka söyleyecek bir şeyim yok hakim bey!
Bu güzel mimi de Godsy‘den çaldım; kendisine de buradan teşekkür etmek isterim. “İnsani” yön demişken, Mustafa Kemal‘in en çok sevdiğim fotoğrafını koymak istedim ben de yazıma. Bu fotoğrafı ilk gördüğümde hayran kalmıştım. Salıncakta devrimci bir lider, yüzünde bir çocuğun o saf mutluluğu okunuyor; müthiş gülümsemesiyle…
Son olarak da üşenmezseniz bu yazıyı bir okuyun derim. Teşekkürler. =)

Siz hepiniz salaksınız! Hangi güruhtan bahsettiğimi açıklayayım; sabah sabah sinirlerimi tepeme çıkaranlar. Yine bir Atatürk’ü putlaştırmak lafı duydum, elim ayağıma dolandı ne diyeceğimi bilemedim, sinirimden oturup ağlayasım geldi. Bana öyle başkalarından duyduğunuz sözlerle, liberal (!) gazete manşetleriyle gelmeyin arkadaşım. Hırsımdan çemkiremiyorum bile. Sen önce git Devrim Tarihi’ni oku öğren. Sen önce git putlaştırmak neymiş onu öğren. Atatürk’e kim ritüellerle ibadette bulunuyor ki putlaşmış olsun? Siz gerizekalı mısınız? Evet, öylesiniz. Hiç kusura bakmayın. İnsanın önce sizi putlaştırıp sonra da İbrahim’in baltasıyla hepinizi yok edesi geliyor. Read the rest of this entry »

Aslında Mustafa filmiyle ilgili güzel bir yazı yazmayı planlıyordum ama vazgeçtim. Ortalık bok püsürden geçilmiyor. Kendi defterime de bulaştırmayayım dedim. Manevi babamın ellerinden öper, Mustafa filmi hakkındaki gerekli – gereksiz bütün spekülasyonlar için Turgut Özakman’ın sesine bir kulak kabartmanızı rica ederim.

Sonunda İzmir’deyim.
[Ve sonunda bu cümleyi de yazabildim.] 20 saatlik bir otobüs yolculuğunun ruhumda bıraktığı derin yaraları sarmakla meşgulum şu sıralar. Okulum da başladı. En yakın arkadaşlarım eve çıktı oh mis =) Hayatım güzel ilerliyor yani.
Fakat -aman Allah’ım- neydi o yol öyle! Hâlâ arabadayım ve sallanıyorum sanki. Sürekli oturmaktan diz kapaklarım şişip morardı, üstelik 20 saat boyunca tek bir dakika bile uyuyamadım. Yol arkadaşım da cam kenarını kapmış olduğundan gayet rahat yayılıp uyudu. Ben de verdim müziği verdim müziği. Kulaklarım ve beynim kendinden geçti.
Olayın tek iyi yanı Varan’la geldiğim için koltuklar filan rahattı. Ankara’dan geçiş her zamanki gibi çok güzeldi. O kadar dağın arasından geçip, sarı ışıklı Ankara’ya varınca kendimi çok mutlu ve enerjik hissediyorum. Ayrıca bilen bilir, tam bir sarı sokak lambası hastasıyımdır.
Aklıma gelmişken; yemeğimden ölü karıncalar çıktı.
Biraz bölük pörçük yazdım kusura bakmayın ama kafamı hâlâ toparlayabilmiş değilim. Şimdi yarınki dersim için Decorum’u okumaya gidiyorum. Belki biraz kendime gelirim.

“Aziz Nesin, yıllar önceki bir konuşmamız sırasında şöyle demişti:
“- Geçmişte Atatürk’ü eleştirmiş olmaktan dolayı şimdi utanıyorum. her geçen gün gözümde küçüleceğine, tersine daha da büyüyor.” benzer aşamadan geçmiş bir kişi olarak, bu değerlendirmeyi gönülden paylaşmam zor değildi. zaman bizleri değil, Mustafa Kemal’i haklı çıkarmıştı.
Lenin’in, Mao’nun, Enver Hoca’nın, Dimitrof’un heykellerinin yerlerde sürüklendiği, resimlerinin duvarlardan kaldırıldığı, Leningrad isminin St. Petersburg’a dönüştürüldüğü günümüzde, bunu görebilmek kuşkusuz daha kolay.
Eğer Türkiye’de bir din devleti kurmak istiyorsanız, Mustafa Kemal’e saldırmanız elbette ki tutarlıdır.